Romanya’nın
en büyük şehri ve başkenti olan Bükreş, Transylvania’nın Carpathian Dağları ve
Karadeniz arasında güneydoğu Romanya’da, Tuna Irmağı’nın kolu Dimbovita’nın
kıyısında kurulmuş yemyeşil bir kent.
Romanya’nın 2007 Ocak ayında Avrupa Birliğine girmesi ile inanılmaz bir dinamizm kazanan Bükreş, festivalleri, konserleri, yaratıcı etkinlikleri ve sanat galerileri ile sanat camiaları tarafından yeni ‘Berlin’ olarak adlandırılıyor. Çok katmanlı kültürel bir karmaya sahip Bükreş, canlı, renkli, umut dolu bir ruha sahip.
Romanya’nın 2007 Ocak ayında Avrupa Birliğine girmesi ile inanılmaz bir dinamizm kazanan Bükreş, festivalleri, konserleri, yaratıcı etkinlikleri ve sanat galerileri ile sanat camiaları tarafından yeni ‘Berlin’ olarak adlandırılıyor. Çok katmanlı kültürel bir karmaya sahip Bükreş, canlı, renkli, umut dolu bir ruha sahip.
Yorulmuş
ve alışılmış Avrupa başşehirlerinden çok farklı bir atmosfer sunuyor. Ayrıca
Bükreş çok canlı ve hareketli gece hayatı ile Avrupa’nın eğlence başşehirlerine
meydan okuyor.
Bükreş aslında komünist diktatörlük rejiminin etkilerini, daha yeni üzerinden atarak küllerinden yeniden doğuyor. Neo-klasik binaları, sıra sıra ağaçları ile geniş bulvarları ile 19 yy’da “Balkanların Paris”i olan ün yapmış Bükreş, sanatın ve mimarinin masalsı başşehirlerinden birisi iken, Nikolay Çavuşeski’nin diktatörlük döneminde görkemini yitirmiş. Şehrin muhteşem mimarisi, Stalin sonrası inşa edilen gri bina blokları ile komünist rejim tarafından adeta ört bas edilmiş.
Bükreş, Fatih Sultan Mehmet tarafından 1462’de Osmanlı topraklarına dahil edilerek, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda tam bağımsızlığını ilan edene kadar uzun yüzyıllar Osmanlı idaresi altında yaşamış. Bu nedenle şehirde Barok tarzı Avrupa mimarisinin izlerine rastlanmıyor. Daha çok Osmanlı sonrası Bizans mimarisindeki kiliseleri, çan kuleleri ve malikâneleri görmek mümkün. Fakat komünist rejim tarafından gölgelenmiş bu eski görkemli mimariyi keşfetmek için biraz uğraşmak, biraz ara sokaklara dalmak gerekiyor.
Bükreş aslında komünist diktatörlük rejiminin etkilerini, daha yeni üzerinden atarak küllerinden yeniden doğuyor. Neo-klasik binaları, sıra sıra ağaçları ile geniş bulvarları ile 19 yy’da “Balkanların Paris”i olan ün yapmış Bükreş, sanatın ve mimarinin masalsı başşehirlerinden birisi iken, Nikolay Çavuşeski’nin diktatörlük döneminde görkemini yitirmiş. Şehrin muhteşem mimarisi, Stalin sonrası inşa edilen gri bina blokları ile komünist rejim tarafından adeta ört bas edilmiş.
Bükreş, Fatih Sultan Mehmet tarafından 1462’de Osmanlı topraklarına dahil edilerek, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda tam bağımsızlığını ilan edene kadar uzun yüzyıllar Osmanlı idaresi altında yaşamış. Bu nedenle şehirde Barok tarzı Avrupa mimarisinin izlerine rastlanmıyor. Daha çok Osmanlı sonrası Bizans mimarisindeki kiliseleri, çan kuleleri ve malikâneleri görmek mümkün. Fakat komünist rejim tarafından gölgelenmiş bu eski görkemli mimariyi keşfetmek için biraz uğraşmak, biraz ara sokaklara dalmak gerekiyor.
Tüm
yıl boyunca ziyaret edilebilecek ılıman iklime sahip bu şehri ziyaret etmek
isterseniz en ucuz uçak biletlerine buypasa.com’dan ulaşabilirsiniz. “Ücretsiz
online mağaza” ve “%0 satış komisyonu” gibi kampanyalar ile e-ticarette yeni
bir dönemin başlamasına sebep olan bu sanal pazar platformu, sunduğu diğer
birçok indirim ve kampanya fırsatları ile isminden söz ettirmeye devam ediyor.
İndirimli uçak biletlerini incelemek için https://buypasa.com adresini
ziyaret edebilirsiniz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder